Günümüzde küreselleşmenin etkisi ve teknolojinin durmadan değişen hızı şirketlerin varoluşlarını ve varlıklarını sürdürebilmelerinin arkasındaki en temel gücü oluşturmaktadır. Bu güç yarattığı rekabet ortamıyla şirketlerin kendilerine sektörde yer edinme çabası içerisine sokmakta ve edindikleri yeri korumaları için sürekli devam eden bir değişim içerisinde yer almaya zorlamaktadır. Aile şirketleri için varlıklarını sürdürmeleri, sektörde edindikleri yerlerini korumaları ve hatta daha da ileriye taşıyabilmeleri rekabet edebilirlikleri ile oldukça ilişkilidir. 
Dünya ve Türkiye ekonomisi içerisinde aile şirketlerinin payının oldukça yüksek olduğu gözlemlenmektedir. Türkiye ekonomisinin yüzde 95’ini aile şirketleri oluşturmaktadır. Dünya üzerinde oranlara bakıldığında özel şirketlerin ABD’de yüzde 90’ını, İspanya’da yüzde 80’ini, İtalya’da ve Japonya’da da aynı Türkiye’deki gibi yüzde 95’ini aile şirketlerinin oluşturduğu görülmektedir. Aile şirketleri için değişimlere ayak uydurabilmek adına yaşayacakları değişim ve gelişim süreci oldukça önem taşımaktadır. Aile şirketlerinin karşısına çıkan en büyük değişim sürecinin ise kurumsallaşmak olduğu söylenebilir. 

Ülkemizde ve dünyada KOBİ’lerin büyük çoğunluğu aile şirketleridir. Aile işletmeleri, pay sahipliğinin değil, esas olarak yönetimin ailede olduğu şirketlerdir. Aile şirketleri açısından; kurumsallaşma yani değişimi gerçekleştirme kabiliyetinin bulunması önemli bir niteliktir. Aile şirketleri, ekonomilerin dinamosudur. Aile şirketi, ailenin geçimini sağlamak ve/veya mirasın dağılmasını önlemek amacıyla kurulan, ailenin geçimini sağlayan kişi tarafından yönetilen, yönetim kademelerinin önemli bir bölümü aile üyelerince doldurulan, kararların alınmasında büyük ölçüde aile üyelerinin etkili olduğu ve aileden en az iki jenerasyonun kurumda istihdam edildiği şirkettir. Aile şirketlerin sosyali, siyasal ve ekonomik açıdan çok önemli bir konuma sahiptir. Aile şirketlerinin ülke ekonomisine, istihdam, üretim ve gelişimin artması, dolayısıyla kalkınma düzeyinin yükselmesi ve gelir dağılımındaki düzensizliğin azalması yönünde ciddi bir katkı sağladıkları görülür. Ekonomik katkının yanı sıra, sosyal ve siyasal açıdan bir denge unsuru olarak da ülkeye katkıda bulunurlar.

Aile şirketleri birden fazla kuşağı yapısı gereği içerisinde barındırmaktadır. Farklı kuşaklara ait kişilerin bir arada olması şirket kültürünü etkilemekte ve dolayısıyla şirketin işleyişinden iş yapış tarzına, müşterileri ile ilişkilerinden, stratejik planlamalara kadar birçok temel süreci de doğrudan etkilemektedir. Bu sebeple kuşaklararası farklılıkların iyi yönetilmesi şirketlerin başarısında önemli bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır. Müşteriler ile ilişkiler ise bu başarıların başında gelmektedir. 

Aile Şirketi, Pay ortaklığının aile üyelerine ait olması DEĞİL!!!, yönetim süreçlerinin ailede olmasıdır. Aile şirketleri açısından; Kurumsallaşma yani Değişimi gerçekleştirme kabiliyetinin bulunması önemli bir niteliktir. Aile şirketleri, ekonomilerin dinamosudur. Kurumsallaşmış şirket, otomatik pilot gibidir. Patronları-sahipleri gereksiz kılmaz! Onların daha verimli olabilmelerini sağlayan bir yapı kurar. Aile şirketi, ailenin geçimini sağlamak ve/veya mirasın dağılmasını önlemek amacıyla kurulan, ailenin geçimini sağlayan kişi tarafından yönetilen, yönetim kademelerinin önemli bir bölümü aile üyelerince doldurulan, kararların alınmasında büyük ölçüde aile üyelerinin etkili olduğu ve aileden en az iki jenerasyonun kurumda istihdam edildiği şirkettir. Aile şirketlerin sosyali, siyasal ve ekonomik açıdan çok önemli bir konuma sahiptir. Aile şirketlerinin ülke ekonomisine, istihdam, üretim ve gelişimin artması, dolayısıyla kalkınma düzeyinin yükselmesi ve gelir dağılımındaki düzensizliğin azalması yönünde ciddi bir katkı sağladıkları görülür. Ekonomik katkının yanı sıra, sosyal ve siyasal açıdan bir denge unsuru olarak da ülkeye katkıda bulunurlar.
    
Aile işletmelerinin devamlılıklarının sağlanarak sonraki kuşaklara devredilmeleri amaçlanmaktadır. Ancak bu devrin gerçekleşmesi oldukça zor bir süreçtir. Örneğin ABD’de, ortalama olarak,  yeni kurulan aile işletmelerinin %40’ı daha ilk beş yılda yok olmakta geri kalanların %66’sı birinci kuşakta batmakta veya el değiştirmektedir. Dolayısıyla ikinci kuşağa kadar yaşayabilen aile işletmelerinin oranı %20’yi geçmemekte ve hatta bu %20’nin ise ancak %17’si üçüncü kuşağa kadar devam edebilmektedir. Sonuçta, birinci kuşak tarafından kurulmuş olan, 100 aile işletmesinden sadece 3.4 tanesi üçüncü kuşağa dek yaşamını sürdürebilmektedir. İngiltere’de de durum benzerdir. Oradaki ortalama ise %3.3 düzeyindedir. 
 

Prof. Dr. Ünsal Sığrı